<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>DİPSİZ KUYU</title>
	<atom:link href="http://dipsizkuyu.org/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://dipsizkuyu.org</link>
	<description>Sanat, taklidin bittiği yerde başlar (Oscar Wilde)</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Dec 2011 10:13:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Midİllİ’de bİr gün batImI</title>
		<link>http://dipsizkuyu.org/?p=180</link>
		<comments>http://dipsizkuyu.org/?p=180#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 14:14:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İpek Özbey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dipsizkuyu.org/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[ Haziran sonuydu, bütün bir yıl ‘Düğün’ oyununun hazırlıklarıyla uğraşmış, sezon sonuna doğru harika bir ekiple oyunumuza başlamış, tatlı bir yorgunluğa teslim olmuştum. Hem denize gireceğim hem yeni yerler keşfedeceğim ama kolay ulaşabileceğim sakin bir yerde beş günlük bir soluk alma niyetiyle uzun zamandır gitmeyi istediğim Midilli Adası’na doğru Ayvalık’tan yola koyulduk. Ben ve değişmez seyahat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Haziran sonuydu, bütün bir yıl ‘Düğün’ oyununun hazırlıklarıyla uğraşmış, sezon sonuna doğru harika bir ekiple oyunumuza başlamış, tatlı bir yorgunluğa teslim olmuştum.</p>
<p>Hem denize gireceğim hem yeni yerler keşfedeceğim ama kolay ulaşabileceğim sakin bir yerde beş günlük bir soluk alma niyetiyle uzun zamandır gitmeyi istediğim Midilli Adası’na doğru Ayvalık’tan yola koyulduk. Ben ve değişmez seyahat arkadaşım Zeynep Avcı.</p>
<p>Parlak Ege denizinin sularını yara yara Ayvalık sahillerini geride bırakırken milyonlarca yılda özene bezene yerleştirilmiş gibi duran kimi sert kayalık, kimi zeytinliklerle dolu yemyeşil adacıkların arasından süzüle süzüle karasularının birbiri içinde eridiği  o göz alıcı maviliğin beşiğinde uzakta Midilli Adası belirdiğinde sadece bir buçuk saat yol almıştık.</p>
<p>Kabataş’tan Büyükada’ya gider gibi…</p>
<p>Motordan indiğimizde bir liman binasından geçip önceden ayarladığımız kiralık arabayı, adaya 10 yıl önce ailesiyle birlikte daha iyi koşullarda yaşamak umuduyla gelmiş olan genç bir Arnavut’tan teslim aldık.</p>
<p>Tam haritalara gömülmüşken genç Arnavut Vecdi “Ben  size kestirmeden Molivos’a nasıl gideceğinizi anlatırım. Hem de beni yolda bırakırsınız” deyince hep birlikte yola düzüldük.</p>
<p>Midilli Limanı’nı arkada bıraktığımızda karanlık çökmüş, şehir geceye hazırlanmaktaydı.</p>
<p>Vecdi, adadaki teknik liseden yeni mezun olmuş, pastacılık yapan ailesi Arnavutluk’a dönünce bir süre daha adada çalışmaya karar vermişti ama bu sıcak, keyifli Ege denizini bırakmaya da pek gönlü yoktu. Kafası karışıktı işte. Üstelik İsveç’ten de bir kızla tanışmıştı!</p>
<p>Vecdi’nin yarım İngilizcesi, yarım Yunancası ile Ayvalık’a alışverişe giden Midilli sakinlerinden ve adaya gelen Türklerden kaptığı çeyrek Türkçesiyle anlattıklarını dinleyerek Molivos’a limandan tam kuzeye doğru yaklaşık bir saatte ulaştık.</p>
<p>Ortalık iyice kararmış, yıldızlar salınmaya başlamıştı… Karnımız da acıkmıştı ama önce oteli bulup odamızı bir görelim deyince Molivos’un dik tepesinden kıyıya doğru indik. Koklaya koklaya yaseminle ılgınların arasından denizi bulduk.</p>
<p>Orta yaşlı, tatlı bir çiftin işlettiği Hermes Otel hemen kıyıdaki 3-4 otelden biri.</p>
<p>Meğerse bizi bekliyorlarmış, merdivenlerde karşıladılar.</p>
<p>Zeynep’in Ayvalık pazarından aldığı dolmalık fıstığa çok sevindiler ve mis gibi kokan odamızı gösterdiler.</p>
<p>Molivos yüksekçe bir tepeden set set denize inen dar sokakları, pırıl pırıl canlı renklere boyalı evleri, elibelindeli Osmanlı izleri taşıyan konakları, ılgın ağaçları arasından sızan denizi, limanındaki hoş lokantaları, minik dükkanları, çınarlı kahvesi, Arnavut kaldırımı döşeli çarşısıyla insanı hemencecik sarıp sarmalayan bir yer.</p>
<p>O gece tepede, çarşıya yakın bir sokakta elibelindeli balkonundan tüm koyu gördüğümüz harika bir lokantada kendimize “İyi ki geldik” ziyafeti çektik.</p>
<p>Sabah güneşin ortalığı daha yeni ısıtmaya başladığı erken bir saatte dupduru bir suda o koca koyda tek başıma ılgın kokuları arasında yüzerken çocukluğumun Ayvalık’ına ağıt yaktım!</p>
<p>Bir günlük deniz kenarı tembelliğinden sonra adayı keşfe çıkmanın vakti geldi deyip yollara döküldük… Gerçi koca adayı beş günde keşfetmek pek mümkün olmadı ama Molivos’tan merkeze doğru birbirinden güzel köyler, ıssız koylar, balıkçı barınakları, şık kafeler, salaş lokantalar, harika seramik atölyeleri , ‘beach’ olmamış sakin denizler, meyve bahçeleri, zeytinlikler, çam ormanları, Osmanlı kasabaları, kahvehaneler, çeşmeler, denize inen merdivenli minicik kiliseleriyle eşsiz bir iklimin tüm nimetleriyle donanmış harika bir Ege adasından beklenecek ne varsa bulduk…</p>
<p>Derken, adanın batısına doğru taşlaşmış orman bölgesine girdiğimizde gerçek bir sürprizle karşılaştık.</p>
<p>Onca yeşilin ardından birden binlerce yıl öncesinden kızgın lavların yakıp tüm bitki, taş ve hayvanları fosilleştirdiği uçsuz bucaksız çorak bir ormanın içinde bir tepenin üstünde AB fonları desteğiyle kurulmuş küçük fakat çok etkileyici bir doğa müzesinde doktorasını yapan Artvinli bir jeolog bulmak ve onun rehberliğinde müzeyi gezmek Midilli’nin bize sunduğu nice mucizeden biriydi.</p>
<p>Erdal’ın anlattıklarından başımız dönmüş hem biraz serinlemeye hem de tarihin en önemli kadın şairlerinden biri olan Sappho’nun dizelerinde dinlenmeye niyet edip memleketi Eressos’a vardığımızda Sappho adına bula bula bir emlak şirketi ilanına rastlayınca yeniden doğuya dönmeye karar verdik. Kadın her yerde kadın galiba ! Koca Sappho’nun Midilli’nin merkezinde bir heykelciği var o kadar ! Ya da biz izini bulamadık.</p>
<p>Liman eski ve yeni diye merkezin kuzey ve güneyinde ikiye bölünmüş.</p>
<p>Yeni liman daha kalabalık: pek çok balıkçı lokantasının yanı sıra, kafeler, şık dükkanlar ve Paris pastanelerine taş çıkartan ‘patisserie’leriyle cıvıl cıvıl… Tabii açık olduğu saatleri yakalarsanız ! Mitilini’de dükkanlar hafta arası üç gün öğleden sonra kapalı, Cumartesi-Pazar da kapalı&#8230;</p>
<p>Anlayacağınız Midilli merkezdeki büyük çarşıda uzun siestalar sürüyor !</p>
<p>Hatta kiliseleri, müzeleri de uzun saatler açık bulmak zor.</p>
<p>Ama evlerinin kapıları da yürekleri de Türkiyeli dostlara ardına kadar açık.</p>
<p>Bir akşam üzeri otelimizde tanıştığımız Dimitri kocaman bir gülümsemeyle bizi Molivos çarşısındaki hediyelik eşya dükkanına davet etti, kapılarda asılı sarı çiçeklerin öyküsünü anlattı. Bir de Ayşe ile Maria’yı…</p>
<p>Anneannesi Maria İzmir Buca yakınlarındaki bir köyden göçmüş, yıllarca torununa evini, yurdunu anlatıp durmuş, her Ayvalık’a gidenin arkasından bakakalmış.</p>
<p>Derken bir gün Dimitri anneannesini alıp önce Ayvalık’a oradan da köyüne götürmüş. Yaşlı Maria bükülmüş bacaklarıyla köy yollarında keçi gibi seke seke onca yılın ardında geride bıraktığı evini bulmaya çalışırken avlunun birinden Maria kadar yaşlı bir kadın çıkmış. İlkin iki kadın birbirlerine bakakalmışlar. Sonra birden Arnavut kaldırımı döşeli yolda birbirlerinin yüzlerine dokunup perdelenmiş gözlerinin arkasından o yıllar öncesinin kadim dostunu tereddütsüz bulduklarında gözyaşları sessizce akmaya başlamış. Her yanağını okşadığında “Ayşemu…Ayşemu” diyormuş biri “Maria, benim Mariam”diyormuş öteki… Elleri birbirlerinin yüzlerinde kalakalmışlar  donmuş iki heykel gibi.Yaşarken yıllarca ayrı kalmışlar ama ölüleri çabuk kavuşmuş birbirlerine; biri Molivos’ta öteki Ayvalık’ta, birer hafta arayla göçüp gitmişler&#8230; Ayvalık’tan bir güneş batımı uzakta Midilli, elinizi uzatsanız yüzüne değersiniz, bir yudum uzosunu içer leziz ahtapotlarını yer, zeytinliklerinde, denizlerinde serinler, benden Dimitri’ye selam eder ve o kocaman gülümsemesiyle bahtiyar olursunuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dipsizkuyu.org/?feed=rss2&#038;p=180</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZENNE, cesur dansIyla vİcdan yoklayacak</title>
		<link>http://dipsizkuyu.org/?p=163</link>
		<comments>http://dipsizkuyu.org/?p=163#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 12:03:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İpek Özbey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dipsizkuyu.org/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Ön hazırlıkları 3 yıl süren ve uluslararası bir ekiple çekilen “ZENNE”; büyük yankı uyandırdığı festivallerin ardından nihayet beyazperdedeki dansına başlıyor. 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden en çok ödülle dönen film “ZENNE”; 13 Ocak Cuma günü farklı şehirlerdeki sinema salonlarında gösterime giriyor. Antalya’da biletleri günler öncesinden tükenen ve hıncahınç dolu bir salonda dakikalarca ayakta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://dipsizkuyu.org/?attachment_id=165" rel="attachment wp-att-165"><img class="aligncenter size-full wp-image-165" title="ZENNE (by Sara Anjargolian) (5)" src="http://dipsizkuyu.org/wp-content/uploads/ZENNE-by-Sara-Anjargolian-5.jpg" alt="" width="461" height="259" /></a>Ön hazırlıkları 3 yıl süren ve uluslararası bir ekiple çekilen “ZENNE”; büyük yankı uyandırdığı festivallerin ardından nihayet beyazperdedeki dansına başlıyor. 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden en çok ödülle dönen film “ZENNE”; 13 Ocak Cuma günü farklı şehirlerdeki sinema salonlarında gösterime giriyor.</strong></p>
<p>Antalya’da biletleri günler öncesinden tükenen ve hıncahınç dolu bir salonda dakikalarca ayakta alkışlanan ilk gösteriminden bu yana, konusunun cesareti, farklı görsel anlatımı ve mesajlarıyla çok konuşulan <strong>“ZENNE”</strong>;<strong> M.Caner Alper </strong>ve <strong>Mehmet Binay</strong>’ın ilk uzun metraj filmi. <strong>Alper</strong> ve <strong>Binay</strong>’ın 2007 yılında sayıları iyice azalmış zenneler üzerine belgesel yapmak için yola çıktıkları proje; aynı yıl, yakın arkadaşları <strong>Ahmet Yıldız</strong>’ın, cinsel kimliğini açıkladığı için babası tarafından öldürülmesiyle yön değiştirdi. Arkadaşlarına karşı vicdan borcu taşıyan yönetmenler; anısını yaşatmak ve sesini duyurmak üzere projeyi <strong>Yıldız</strong>’ın yaşam öyküsünden esinlenerek Zenne’nin renkli dünyası ve Alman savaş fotoğrafçısı <strong>Daniel</strong>’in Türkiye’ye dışarıdan bakan gözüyle kurgulayarak <strong>“ZENNE”</strong> filmini beyazperdeye taşıdılar.</p>
<p><strong>M.Caner Alper </strong>ve <strong>Mehmet Binay</strong> vizyon hakkındaki açıklamalarında: <em>“Filmimizin amacı, nefret cinayetleri problemini olabildiğince geniş kitlelere aktarmak ve gündemde tutmak.<strong> ZENNE</strong></em><em>’nin <strong>13 Ocak</strong></em><em>’ta vizyona girmesinin ardından, Anadolu’nun bazı şehirlerini ziyaret ederek bu heyecanı tüm sinemaseverlerle paylaşmayı ve bu konuda mümkün olduğunca çok kişiye ulaşmayı arzu ediyoruz. <strong>ZENNE</strong></em><em>’deki hikayeler Türkiye’nin vicdan meselesidir, bu sebeple herkesi filmi seyretmeye ve tartışmaya davet ediyoruz.”</em> diye belirtiyorlar.</p>
<p>48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, <strong>SİYAD</strong> Ulusal <strong>En İyi Film</strong>, <strong>En İyi İlk Film</strong>, <strong>En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu</strong> (Tilbe Saran), <strong>En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu</strong> (Erkan Avcı) ve <strong>En İyi Görüntü Yönetmeni</strong> (Norayr Kasper) ödüllerini alan <strong>“ZENNE”</strong>; daha sonra<strong> </strong>17-24 Kasım 2011 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen Türkiye’nin ilk “LGBT” festivali <strong><em>Pembe Hayat KuirFest</em></strong>’te ise “açılış filmi” olarak gösterildi. Ankara’da, başkentli sinemaseverlerin yanı sıra AKP, CHP gibi siyasi partiler ile birçok yabancı diplomatik temsilciliklerden katılım gerçekleşti. Film gösterimlerini ardından gerçekleşen sohbetler ise 2 saate yakın sürdü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“ZENNE” HAKKINDA</p>
<p>Senaryosu gerçek öykülerden ve kişilerden esinlenilerek<strong> M. Caner Alper </strong>tarafından kaleme<strong> </strong>alınan<strong> “ZENNE”</strong>; muhafazakar bir ailenin çocuğu olan Ahmet, renklerini gizlemekten sakınmayan ve İstanbul’un dans kulüplerinde zennelik yapan Can ile</p>
<p>Türkiye’nin değer yargılarını çok iyi tanımayan Alman fotoğrafçı Daniel’in <strong>evrensel dostluk hikayesini</strong> anlatıyor. Film, bu sıradışı üçlünün öyküsünü, <strong>‘aile kafesleri’</strong>, <strong>‘töre kuralları’</strong> ve 2008 yılına kadar eşcinsel erkeklere evrensel insan haklarına aykırı şekilde uygulanan <strong>askerlikten muafiyet prosedürleri</strong> üzerinden ele alıyor.</p>
<p>Başrollerini <strong>Kerem Can </strong>(Can), <strong>Erkan Avcı </strong>(Ahmet) ve <strong>Giovanni Arvaneh</strong>’nin (Daniel) paylaştığı filmde; <strong>Tilbe Saran, Ünal Silver, Rüçhan Çalışkur, Tolga Tekin, Esme Madra, Jale Arıkan </strong>gibi başarılı oyuncuların yanı sıra, <strong>Amberin Zaman, Banu Güven </strong>ve<strong> Piyale Madra </strong>gibi isimler de konuk oyuncu olarak yer alıyor.</p>
<p><strong> “ZENNE”</strong>nin, Eylül 2009’da başlayan okuma ve ezber provaları çekim tarihi olan Mart 2011’e kadar devam etti. Başrol oyuncularından <strong>Kerem Can</strong>; 7 ay boyunca Almanya’da modern dans topluluğu Pina Bausch koreograflarından <strong>Daphnis Kokkinos</strong>, Türkiye’de ise <strong>Beril Şenöz</strong> ve <strong>Burçin</strong> <strong>Orhon</strong>’la filmin dans sahneleri üzerinde çalıştı. Etkileyici dans müziklerini <strong>Demir Demirkan</strong>’ın hazırladığı <strong>“ZENNE”</strong>nin dramatik müzikleri ise İtalya’da,<strong> Paolo Potì </strong>tarafından 1,5 yıl süren bir çalışmayla bestelendi ve <strong>Bulgar Senfoni Orkestrası </strong>tarafından Sofya’da seslendirildi.</p>
<p>Görsel zenginliğiyle de dikkat çeken <strong>“ZENNE”</strong>nin büyüleyen dans kostümleri ödüllü tasarımcı <strong>Belma Özdemir</strong> tarafından hazırlandı. Konsept çizimlerine 2009 yılının Eylül ayında başlanan kostümler, İstanbul ve Tayland’da dikildi. Filmin, <strong>Oscar ödüllü </strong>sanat yönetmeni İsviçreli <strong>Maja Zogg</strong>; filmde kullanılan setlerin ve dev kuş kafesinin mimari çizimlerine 2010 yılının Ağustos ayında başladı. Setlerin inşası, toplamda 4 aylık bir çalışma sonunda tamamlandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dipsizkuyu.org/?feed=rss2&#038;p=163</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eksi 5 derecede “Osmanlı ve Türk Tarihi”</title>
		<link>http://dipsizkuyu.org/?p=160</link>
		<comments>http://dipsizkuyu.org/?p=160#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 11:56:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İpek Özbey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dipsizkuyu.org/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[İçindeki her şeyin buzdan olduğu, dünyanın ılıman iklimdeki ilk ve tek buz müzesi Magic Ice, heyecanla beklenen yeni konseptini “Tarihe bir de Buzdan Bakın” sloganı ile ziyarete açtı. Forum İstanbul AVM içinde ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan Magic Ice Buz Müzesi, ilk konsepti olan Vikinglere veda ederek, “Osmanlı ve Türk Tarihi”ni buza yansıtan -5 derecelik benzersiz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçindeki her şeyin buzdan olduğu, dünyanın ılıman iklimdeki ilk ve tek buz müzesi <strong>Magic Ice, </strong>heyecanla beklenen yeni konseptini “Tarihe bir de Buzdan Bakın” sloganı ile ziyarete açtı.<strong></strong></p>
<p>Forum İstanbul AVM içinde ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan <strong>Magic Ice</strong> Buz Müzesi, ilk konsepti olan Vikinglere veda ederek, <strong>“Osmanlı ve Türk Tarihi”</strong>ni buza yansıtan -5 derecelik benzersiz bir sergi alanına dönüştü.</p>
<p>Değişen konsept için yaklaşık <strong>300 Bin dolar para, 5000 saatlik insan gücü</strong> harcandı. 25 personelin yer aldığı yenileme çalışmalarının sonunda müzede, tarihin en farklı anlatım yolunu sunuyor.</p>
<p>Ziyaretçilerini Osmanlı ve Türk Tarihi atmosferinde buluşturan müzede ilk çağlardan Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna, İstanbul’un Fethi’nden Cumhuriyet Dönemine kadar her şey buz heykeller ile tasvir ediliyor.</p>
<p><strong>Eğiten ve Eğlendiren Bir Yolculuk</strong></p>
<p>Tarihimizin dile getirildiği Buz Müzesi’nde, avlanan ilk insan(avcı) heykelinden, Çatalhöyük evine, İstanbul’un Fethi’nden, Ulu Önder Atatürk’ün lider duruşunu yansıtan karelere kadar Osmanlı ve Türk tarihini anlatan eserleri görebilmek mümkün.</p>
<p>6 bölümden oluşan buz müzesinde bilgilendirici ve eğlenceli bir yolculuk ziyaretçileri bekliyor. Ziyaret süresince konuklara müzenin konseptini anlatan film gösterimleri ve tarihsel bilgilendirmeler sunulurken, dönemleri anlatan heykeller de görsel bir şölen sunuyor. Ayrıca hediyelik eşya bölümünde tarihsel öğelerin yer aldığı hediyelikler ziyaretçilerin ilgisini çekmeye hazırlanıyor.</p>
<p><strong>-5 Derecede Tarihi Hissedin</strong></p>
<p>Tonlarca buzun usta ellerde nasıl şekil aldığını, tarihimizin ışıltısının buzun ışıltısı ile nasıl birleştiğini görmek isteyenler için “Osmanlı ve Türk Tarihi” teması ile Magic Ice Buz Müzesi ziyaretçilerini bekliyor. Tarihi, 5 duyu organınızla -5 derecede hissederek, unutulmaz bir deneyim yaşamaya hazır olun.</p>
<p><strong>400 Ton “Yerli Buz” Kullanıldı</strong></p>
<p>Yeni yüzü ile ziyaretçilerinin karşısına çıkmaya hazırlanan müzenin ilk konseptinde 300 ton şeffaf buz kullanılırken, yeni konseptte bu rakam 500 tona ulaştı ve 400 ton buz Magic Ice’ın İstanbul’da kurduğu özel üretim tesislerinde elde edildi.</p>
<p>Buz Müzesi’nin içinde yer alan görsellerin ve heykellerin nasıl seçildiğini anlatan <strong>Olsen</strong>, <em>“Dünyanın en iyi hikayesine sahip Anadolu Tarihi’ni anlatırken seçimler yapmak oldukça zor oldu. Bu tarihi tamamıyla sergilemeyi çok isterdik ancak bunun için en az 100.000 m<sup>2</sup>’lik bir alan gerekiyordu.”</em> diyerek bir Norveçli olarak Anadolu tarihine duyduğu ilgiyi dile getirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dipsizkuyu.org/?feed=rss2&#038;p=160</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyüleyici gerçeklik Koç Müzesi’nde</title>
		<link>http://dipsizkuyu.org/?p=55</link>
		<comments>http://dipsizkuyu.org/?p=55#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 18:20:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İpek Özbey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dipsizkuyu.org/?p=55</guid>
		<description><![CDATA[Yunanistanlı sanatçı Georgios Maroudas’ın büyüleyici kilim motiflerinden ilhamla resmettiği yağlı boya tablolar Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergileniyor. Anadolu’nun eşsiz motifleri, suyun öte yanından Haliç’e yansıyor; Yunanistanlı sanatçı Georgıos Maroudas’un Anadolu kilim motiflerini resmettiği “Büyüleyici Bir Gerçeklik” Halı ve Kilim Tabloları Sergisi, 19 Şubat’a kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nde görülebilecek. Natürmort resimlerine meraklı sürrealist ressam Georgios [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://dipsizkuyu.org/?attachment_id=157" rel="attachment wp-att-157"><img class="alignleft size-medium wp-image-157" title="Koc Muzesi" src="http://dipsizkuyu.org/wp-content/uploads/Koc-Muzesi1-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a><strong>Yunanistanlı sanatçı Georgios Maroudas’ın büyüleyici kilim motiflerinden ilhamla resmettiği yağlı boya tablolar Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergileniyor.</strong></p>
<p><strong>Anadolu’nun eşsiz motifleri, suyun öte yanından Haliç’e yansıyor;</strong> <strong>Yunanistanlı sanatçı Georgıos Maroudas’un Anadolu kilim motiflerini resmettiği “Büyüleyici Bir Gerçeklik” Halı ve Kilim Tabloları Sergisi, 19 Şubat’a kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nde görülebilecek. </strong>Natürmort resimlerine meraklı sürrealist ressam Georgios Maroudas’un sergisi, Anadolu’nun kilimleriyle tanıştıktan sonra yaşayan resimler yapan bir göçebeye dönüşümünün de hikayesi niteliğini taşıyor.</p>
<p>Maroudas’ın kilim motiflerini yağlı boya tekniği ile resmettiği, izleyenleri Anadolu halıları ve özellikle kilimlerinin büyüleyici dünyasına yolculuğa çıkaran 21 parça eserin yer aldığı  ‘Büyüleyici Bir Gerçeklik’ Halı ve Kilim Tabloları Sergisi’, sanatçının geçirdiği sıradışı dönüşümünün resimli hikâyesini anlatıyor.</p>
<p>Maroudas, sergide yer alan eserler için “Klasik anlamda natürmort resminde masa üstündeki objeler ilginçtir, varsa masa örtüleri dekoratif amaçlıdır. Sergimde yer alan eserlerde ise asıl enteresan olan masalara örtülen kilimlerle halılardır, bu kez diğer objeler dekoratif özelliğe bürünmüş durumda” diyor.</p>
<p>Sanatçı, zaman içerisinde hayran kaldığı kilimlerle sanat arasında kurduğu ilişkiyi “Kilim koleksiyonu yapmaya başladığım ilk zamanlarda semboller, tasarımlar, kaynakları, yaşları hakkında hiç bir fikrim yoktu. İçgüdüsel olarak kilim topluyordum, konuyla ilgili kitaplarda gördüklerimi hatırlamaya çalışıyordum. Ama çabuk öğrenirim ve doğru kitapları almak, doğru zamanda doğru yerde bulunmak konusunda şanslıyımdır. Kısacası kilimleri incelerken önümde yeni bir dünya açıldı” şeklinde özetliyor.</p>
<p><strong></strong>Eserlerini ortaya koyarken göçebe kadınların kendisine verdiği ilhama özellikle dikkat çeken Maroudas, “Sergiye hazırlanırken bende en derin saygıyı kazanan göçebe kadınlar oldu. Resim yaptıkça o muhteşem göçebe dokumacıların kapasitesini, hayal gücünü ve yeteneğini daha da iyi anladım. Bence onlar gerçek sanatçılar. Benim yaptığım tek şey onları kopyalamak” diye de ekliyor.</p>
<p>Maroudas’ın, izleyenleri Anadolu kilimlerinin büyüleyici dünyasında yolculuğa çıkaran sergide 21 parça yağlı boya eser sergileniyor.</p>
<p>Rahmi M. Koç Müzesi’nin Lengerhane bölümünde açılan sergi 19 Şubat 2012 tarihine kadar açık kalacak ve müzenin açık olduğu gün ve saatlerde görülebilecek.</p>
<p><strong>Rahmi M. Koç Müzesi hakkında:</strong></p>
<p>Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye&#8217;de Ulaşım, Endüstri ve İletişim tarihine adanmış ilk önemli müzedir. Lengerhane binası ve Hasköy Tersanesi olmak üzere iki tarihi bina ile hali hazırda 11.250 m2&#8242;lik kapalı alana sahiptir. Müze, 1991 yılında alınan Lengerhane Binasında kurulmuş; binanın restorasyonu Garanti Koza firması tarafından yapılmıştır. Aralık 1994&#8242;de açılan müzenin ilk bölümünün süratle büyümesi ile 1996 yılında Haliç&#8217;in kıyısında, Hasköy Tersanesi alınmıştır. 14 terk edilmiş bina ve tarihi kızak orijinaline sadık kalınarak restore edilmiş, müzenin ikinci kısmı Temmuz 2001&#8242;de açılmıştır. Müzenin koleksiyonu, gramofon iğnesinden gerçek boyutlarda gemilere ve uçaklara kadar uzanan binlerce objeyi içermektedir. Yaklaşık 17 bin metrekarelik açık alanda ise Fenerbahçe Vapuru, Liman II buharlı römorkör, Kont Ostrorog teknesi, Tekel 15 takası, Hasköy-Sütlüce Demiryolu ve İstasyonu, Elmalı Barajı buharlı pompa motorları, B-24 uçak ‘Hadley’s Harem’, Turgut Alp Maçunası, Jet Provost T3A küçük yolcu uçağı, DC 3 yolcu uçağı, çift katlı otobüs double decker 1962 AEC Routemaster–Londra ve atlı karınca ile çocuk oyun alanı bulunmaktadır. Ziyaretçiler, Fenerbahçe Vapuru Büfesi, Coca Cola Büfesi, Demlik Kafe, Café du Levant ve Halat Restaurant’ta yemek yiyebilir. Rahmi M. Koç Müzesi, pazartesi hariç her gün, hafta içi 10.00-17.00, hafta sonu ve resmi tatillerde ise (1 Ekim &#8211; 31 Mart) 10:00-18:00 (1 Nisan &#8211; 30 Eylül) 10:00-20:00.</p>
<p>Müzeye giriş yetişkin için 12,5 TL, öğrenci için ise 6 TL’dır.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dipsizkuyu.org/?feed=rss2&#038;p=55</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tek kişilik dev orkestra Bobby McFerrin, İş Sanat’a geliyor</title>
		<link>http://dipsizkuyu.org/?p=1</link>
		<comments>http://dipsizkuyu.org/?p=1#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2011 14:24:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İpek Özbey</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dipsizkuyu.org/?p=1</guid>
		<description><![CDATA[10 Grammy ödüllü, dünyaca ünlü ses virtöüzü Bobby McFerrin, muhteşem solo bir konser için İş Sanat’a geliyor. 2012 yılının en büyük müzik olaylarından biri olacak Bobby McFerrin konserinin biletleri 24 Ocak’ta satışa çıkıyor. Konser ise 28 Mart’ta. 1988 yılında tüm yıl liste başından inmeyerek “Yılın Şarkısı” seçilen, tüm dünyanın gönlünde taht kurmuş “Don’t Worry Be [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>10 Grammy ödüllü, dünyaca ünlü ses virtöüzü Bobby McFerrin, muhteşem solo bir konser için İş Sanat’a geliyor. 2012 yılının en büyük müzik olaylarından biri olacak Bobby McFerrin konserinin biletleri 24 Ocak’ta satışa çıkıyor. Konser ise 28 Mart’ta.</p>
<p>1988 yılında tüm yıl liste başından inmeyerek “Yılın Şarkısı” seçilen, tüm dünyanın gönlünde taht kurmuş “Don’t Worry Be Happy” şarkısın yaratıcısı Bobby McFerrin, 28 Mart’ta akşamı İş Sanat’ta müzik severlerle buluşuyor. Tüm bedenini bir müzik enstrümanı olarak kullanarak seslendirdiği çıkış parçasıyla efsaneleşen McFerrin; dört oktavlık ses genişliği, muazzam tekniği ve emprovizasyon yeteneğiyle insanüstü bir varlık olarak nitelendiriliyor.</p>
<p>Sınırları olmayan ve durmadan kendini keşfeden McFerrin, caz, pop, R&amp;B, klasik ve dünya müziği gibi türlerin hepsini bir arada hatta bazen tek bir şarkıda buluşturduğu eşsiz müziği ile sanki bu dünyanın dışından biri.</p>
<p>Tüm dünyada milyonları kendine hayran bıraktıran Bach’ın Ave Maria prelüdünün enfes icrası, Beatles şarkılarına getirdiği benzersiz yorumlar, çellist Yo-Yo Ma’dan piyanist Chick Corea ve aktör Robin Williams’a uzanan sanatçılarla yaptığı çalışmalar, Viyana Filarmoni’yi yönetişi ve hatta bazı bölümlerinde Susam Sokağı’ndaki “Muppet Show”a katılımı McFerrin’ın sıra dışı müzik kariyerinden sadece birkaç örnek.</p>
<p>Bobby MecFerrin’ın 28 Mart akşamı İş Sanat’ta vereceği konserin biletleri 24 Ocak’tan itibaren satışta olacak. McFerrin’ın bu unutulmayacak konserinin bilet fiyatları ise 20TL ile 110TL arasında değişiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dipsizkuyu.org/?feed=rss2&#038;p=1</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

